ecir tarafından yazılmış tüm yazılar

Onların Hikayesi – 3

Mutludur Ceren, hem evliliğe hem de geleceğe dair hayaller kurmaktadır. Bir tafaftan da okula gidip gelmektedir. Cana yakınlığı ve çocuklarla ilgilenmesinden dolayı ilçe halkı tarafından çok sevilmektedir. Yanlarında kaldığı aileye de alışmış ve onları benimsemiştir. O da ailenin bir ferdi gibi yaşamaktadır. Bu arada Yusuf, hem özlem çekmekte hem de düğün hazırlıkları ile ilgilenmektedir. Sayılı gün çabuk geçer, yaz tatili zamanı gelir. Ceren için hem çok sevdiği ilçeden, hem yanında kaldığı aileden hem de öğrencilerinden ayrılma vakti gelmiştir. Bu ayrılık geçici bir ayrılık değildir. Ceren yazın evlenecek ve eşinin şehir merkezinde çalışması nedeni ile tayini çıkacaktır. Her ne kadar artık ilçeye dönmeyecek olsa da ilçedeki sevenleri ile ilişkilerini kesmeyeceklerine dair söz vermişlerdir birbirlerine. Ceren ve yakınları göz yaşlarını tutamışlardır ayrılırken. Çok değil bir iki ay sonra düğünde görüşecek olmanın tesellisi ile ayrılmışlardır.

Ceren’in dönmesi ve düğünün yaklaşması sebebi ile hazırlıklar hızlanmış, aileler dolayısı ile de Ceren ile Yusuf daha sık görüşmeye başlamışlardır. Arada bazı tatsızlıklar yaşanmakta, bu da hem Yusuf hem de Ceren’in canını sıkmaktadır. Aslında onları kendi hallerine bıraksalar işler daha kolay yürüyecek ve çözülecektir. Her ikisi de düğün bittikten sonra herşeyin düzeleceği ve tüm sorunların çözüleceğini düşündükleri için sabretme yolunu seçmişlerdir. Sonunda tüm eşyalar alınmıştır. Sıra kiralık bir ev bulmaya gelmiştir. Annesi yalnız yaşadığı için, Yusuf annesine yakın bir yerden ev tutmak istemektedir. Ceren ise, yaşananların da etkisi ile her iki tarafa da uzak bir yerden ev tutalım demektedir. Yusuf’un annesi ve kardeşi küçük bir mahallede kendilerine ait eski bir evde yaşamaktadır. Ev, eski zamanların mimarisi ile yapılmıştır. Bazı kısımları ahşaptır. Yusuf Ceren’e, yakın olmalarının her ikisinin de çalışması nedeni ile kolaylık sağlayacağını söyler ve sorar. Yakın oturmamızın ne zararı olabilir ki? Bu soru karşısında iyi niyetli Ceren “Hiç…” der ve Yusuf’un düşüncesini kabul eder. Şimdi sıra Yusuf’un mahallesine yakın bir yerde ev bulmaya gelmiştir. Uzun aramalardan sonra, mahalleye 200 – 300 metre uzakta bir apartman dairesi bulunur. Hemen ev temizlenir, alınan eşyalar ve çeyizler getirilip yerleştirilir. Artık düğün için herşey hazırdır.

Düğün günü gelmiştir. Yusuf ve Ceren hem heyecanlı hem de çok mutludurlar. Aylardır bekledikleri gün gelip çatmıştır. Şöyle bir geriye baktıklarında zamanın ne çabuk geçtiğinden bahsederler. Her iki tarafın ailesi de aynı şehirden olduğu için, fazla davetiye dağıtılmış ve çağırılan davetlilerin çoğu da katılmıştır. Düğün salonuna girerken Ceren’in kalbi yerinden çıkacak gibi atmaktadır. Düğün başlar, önce nikah kıyılır, sonra takı merasimi derken gecenin sonu gelmiştir. Ceren ve Yusuf yorulmuşlar ama muratlarına ermişlerdir. Artık onlar için sürprizlerle dolu yeni bir hayat başlamıştır.

Her ikisi de mesutdurlar. Evliliğin ilk zamanları hem büyüklere gitmekle hem de eve gelen misafirleri ağırlamakla geçmektedir. Yaşadıkları yoğunlukta gelen bir haberle mutlu olurlar. Yusuf bulunduğu okula müdür yardımcısı olarak atanmıştır. Bu koşuşturma arasında yaz tatili bitiverir. Artık okullar başlamıştır. Yusuf sabah evden çıkmakta akşam eve gelmektedir. Ceren ise yeni okulunda sabahçıdır. Sabah Yusuf ile evden çıkmakta öğleyin eve gelmektedir. Öğleden sonra da ev işleri ile uğraşmaktadır.

Yusuf’un annesi Selma Hanım genç yaşta kocasını kaybetmiş ve çocuklarını yalnız büyütmüştür. Yapısı itibarı ile tam tanlamı ile bir Osmanlı kadınıdır. Yalnız yaşamanın da etkisi ile özgür yaşamayı sevmekte, lafını sakınmamakta ve oğullarını da çok kıskanmaktadır. En büyük çocuğu Ayşe’yi evlendirmiş biri erkek biri kız olmak üzere iki torunu olmuştur. Tüm ilgisi iki oğlunun üzerindedir. Yusuf eline işini almış ve evlenmiştir. Hem annesi hem de Yusuf evin en küçüğü Ali’yi bir iş sahibi yapmak için uğraşmaktadırlar. Ali hızlı yaşamayı seven ve yakışıklı bir çocuktur. Bu nedenle kızlar peşini bırakmamaktadır. Bu nedenle Ali’nin devamlı kontrol edilmesi ve uzatmadan Lise son sınıfı bitimesinin sağlanması gerekmektedir. Bu da hem Yusuf’u hem de annesini yormaktadır.

Ali öyle haylazdır ki, arada bir gelip Ceren’den kız arkadaşlarına yazacağı mektuplar için tüyo almaktadır. Dönem sonu gelmiş ve nihayet kazasız belasız Ali Lise’yi bitirmiştir. Kader bu ya tam da bitirdiği sırada Polis Okulu sınavları açılmıştır. Yusuf’un da teşviğiyle Ali sınava girmiş ve kazanmıştır. Artık o da Selma Hanım’ın yanından ayrılacaktır. Selma Hanım’ı bir düşünce alır. Atık yalnız yaşayacaktır. Zaman geçer ve Ali’nin gitme zamanı gelir. Yusuf Ali’yi Ankara’ya Polis Okulu’na yerleştirmeye gider. Artık, Selma Hanım yalnızdır. Ceren ve Yusuf’u zor günler beklemektedir.

Onların Hikayesi – 2

Ceren’den olumlu geri dönüşü alan babası, Yusuf’un ailesine gelip istemeleri için haber gönderir. Yusuf ve Ceren çok heyecanlıdır. Beklenen gün gelir çatar. Annesi, amcası ve Yusuf Ceren’i istemeye giderler. Hoş bir sohbetten sonra Yusuf’un amcası sözü alır ve Allah’ın emri Peygamber’in kavli ile Ceren’i babasından ister. Kısa bir süre sessizlikten sonra, hayırlı olsun cevabı gelir Ceren’in babasından. Yusuf uzun süredir hayalini kurduğu Ceren’ine kavuşmuştur. Hemen aileler nişan için gün konuşmaya başlamışlardır. Küçük şehir laf söz olur derler. Hemen işin adını koymak ve en kısa zamanda yüzükleri takmak gerek diye kendi aralarında konuşurlar. Onlar konuşadursun, Yusuf ve Ceren’in yalnız kalıp konuşabilmek için içi içini yemektedir. Ama eskiden ne mümkün öyle ayrılıp başka bir odada konuşabilmek. Kaderlerine razı olup, büyüklerin konuşmalarını dinlemekle yetinirler. Bir hafta sonrası için nişan günü kararlaştırılmıştır.

Bu bir hafta, ne olduğunu anlamadan nişan alışverişi ve hazırlıkları ile geçiverir. Nişan günü yüzükler takılır ve artık gizli saklı diye bir şey kalmamıştır. Rahat rahat görüşebileceklerdir. Tabi ki bu Yusuf ve Ceren’in fikridir. Ceren’in babası disiplinli ve katı bir insandır. Her ne kadar kızını katıldığı davetlere götürse, onunla davetlerde dans etse de devamlı kızının dışarılarda nişanlısı ile görünmesini istemez. Bu durum, her ikisi için de bir hayal kırıklığıdır. Onlar bu duruma üzülürken, asıl onları bekleyen sürprizden habersizdirler. Çok değil bir iki hafta sonra, Ceren’in tayininin bulundukları ilin bir ilçesine çıktığı haberi gelir. Hem Ceren’i, hem Yusuf’u hem de aileleri bir düşünce alır. Nasıl olacaktır ? Ceren orada nerede kalacaktır ?

Küçük bir ilçede kalacak yer bulmak çok zordur. Ceren’i yanına alan babası, ilçeye kızını yerleştirmeye gider. Gittiklerinde beklediklerinden de az imkanlarla karşılaşırlar. İlçede fazla ev yoktur. Öğretmenler için ayrılmış bir lojman da bulunmamaktadır. Genç ve nişanlı bir kızın yalnız başına bir evde kalması da doğru değildir. Küçük yerde laf söz olur diye düşünür babası. Şehirdeki tanıdıkları bir ailenin de vasıtası ile ilçede bir ailenin evindeki boş bir odaya yerleştirir Ceren’i.

Ceren hala olanların etkisindedir ve ne olduğunu anlamaya çalışmaktadır. Birkaç hafta içerisinde o kadar çok şey yaşamıştır ki kafası karmakarışıktır. Bir anda kendisini bir ilçede, hiç tanımadığı bir ailenin yanında bulmuştur. Bir taraftan aklı da Yusuf’tadır. Birbirlerini tanımak için kullanacakları zamanları birbirlerinden ayrı geçireceklerdir. Telefon imkanı da yoktur. Bütün sorunlar bir yana, Ceren ailesinden ilk defa ayrılmaktadır. Babası Ceren’i yerleştirdikten sonra geri dönerken, Ceren’in hayatında yepyeni bir dönem başlamıştır.

İlk günler zor geçse de yanlarında kaldığı ailenin de sevecen tavırlarıyla Ceren yeni görev yaptığı ilçeye alışmaya başlamıştır. Sıcak bir aile ortamı sağlamışlardır Ceren’e. Yeni okulundaki öğrencilerden de çok memnundur. İlçedeki herkes öğretmenlere çok değer vermekte ve bir dediği iki olmamaktadır. Ceren ayda bir defa, hafta sonları şehre ailesinin yanına dönmekte ve bu sırada Yusuf’la da görüşmektedir. Beraber o kadar az zaman geçirmektedirler ki ne birbirlerini tanımaya ne de anlamaya vakitleri olmamaktadır. Bütün zamanlarını; düğün hazırlıkları ve düğün alışverişi ile geçirmektedirler. Bu durum her ikisini de rahatsız etmektedir. Yusuf, yaşının da getirdiği olgunlukla durumu normal karşılamakta, her ayrılış da gözlerinden yaşlar süzülen Ceren’i teselli etmeye çalışmaktadır.

Ceren yine bir gün okulda geçen yorgun bir günden sonra kaldığı eve döner. Hem yorgunluğun hem de hasretin etkisiyle uzaklara dalmışken birden odasının kapısının çalınmasıyla irkilir. Kendini hemen toparlayarak buyurun der. Kapıyı çalan evin hanımıdır. Kızım sana bir mektup var der. Ceren şaşırmıştır. Ne mektubudur bu ? Teşekkür ederek, hemen mektubu alır ve kapıyı kapatır. Heyecanla mektubu kimin gönderdiğine bakar. Mektubu gönderen Yusuf’tur. İçindeki tüm kasvet bir anda dağılıverir ve mektubu okumaya başlar.

“Cerenim, Gonca Gülüm, Hayatımın Anlamı…” diye başlayarak devam etmektedir mektup. Ceren okudukça hem mutlu olmakta hem de o yeşil gözlerinden yaşların akmasına engel olamamaktadır.

YAZIK

Ne çabuk tüketiyoruz günleri,
Anneler Günü, Babalar Günü, Kadınlar Günü…
Anlamlar yükleyip bir gün yaşıyoruz,
Sonra unutuyoruz herşeyi.
Oysa her gün önemli,
Anneler, babalar, kadınlar…
Ne kadar klavye insanı olduk,
Kutlamalarımız bile anlamsız !
Sadece sosyal medyada paylaşılan bir cümle.
Bunda bile ifade edemiyoruz, etmiyoruz kendimizi,
Bir söz, bir resim paylaşarak geçiştiriyoruz herşeyi.
Yazık insan olup göstermiyoruz, gösteremiyoruz her gün,
O bir gün gösterdiğimiz hassasiyeti.

Ecir Uğur KÜÇÜKSİLLE

Onların Hikayesi – 1

Küçük bir Anadolu şehrinde başlar bu hikaye. Bu küçük şehirde yaşayan, birbirlerinden hiç haberi olmayan sonra bir ömür geçiren Yusuf, Ceren ve çocuklarının hikayesi.

Yusuf, dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğudur. İnce uzun boylu, ela gözlü, kendi halinde bir çocuktur. Babası esnaf, annesi ev hanımıdır. Babasını küçük yaşta ani bir kalp krizi sonucu kaybetmiştir. Ailenin en büyük erkek çocuğu olarak, hayatın sorumluluklarını erken yaşta almıştır omuzlarına. Bir ablası, bir erkek ve bir kız olmak üzere üç kardeşi vardır. Kız kardeşi de o zamanlar bilinmeyen bir hastalıktan dolayı 10 yaşında hayata gözlerini yummuştur. Yusuf hep çalışmış, hayatını annesine ve kardeşlerine adamıştır. Nihayet çalışmasının karşılığını almış ve ilkokul öğretmeni olarak çalışmaya başlamıştır.

Ceren ise iki çocuklu bir ailenin ikinci çocuğudur. Babası öğretmen, annesi ise ev hanımıdır. Babası, kendisini eğitime adamış bir öğretmendir. Devlet bursuyla yurtdışına gitmiş ve eğitim almıştır. Disiplinli ve kendini geliştirmiş bir öğretmen olduğu için küçük şehirde herkes tarafından tanınmaktadır. Okumayı, yazmayı çok sevmekte ve bunu kendi çocuklarına da aşılamak için elinden geleni yapmaktadır. Babasının işi dolayısı ile Anadolu’nun bir çok şehrinde yaşamışlar ve son olarak yine memleketlerine dönmüşlerdir. Babasının da telkin ve desteği ile Ceren okumuş, o da bir ilkokul öğretmeni olmuştur.

70’li yıllarda okumak ve memur olmak herkesin hayalidir. Ceren, evlilik çağındadır. Babası da küçük şehirde tanınınca kendisine birçok görücü gelmektedir. Şehir küçük insanlar da az olunca bireylerin birbirlerini görmüş olmaları çok da yadırganacak bir durum değildir. Kader bu ya, Yusuf ile Ceren’in yolları da bir gün bu küçük şehir de kesişir. Yusuf Ceren’i çok beğenmiştir. Hemen soruşturmaya başlar kimdir bu kız? Ne iş yapar ?, kimlerdendir ?, kaç yaşındadır ? … Malum eski zamanlar, hemen ulaşır bütün merak ettiklerine. Her şey uygun gibidir Yusuf için. Ama, şimdi Ceren’e ulaşması, ona duygularını anlatması ve duygularının bir karşılığı olup olmadığını öğrenmesi gerekmektedir. Yusuf’un aklına takılan bir başka soru ise yaş farkıdır. Arlarında 8 yaş fark vardır. Acaba bu durum Ceren ve ailesi için bir sorun oluşturacak mıdır? Yusuf’un içi içini yemektedir.

Zaman geçmiş fakat Yusuf Ceren’e ulaşamamıştır. Yusuf bu iş için annesini ve amcasını araya sokmaya, ailesi üzerinden ulaşmaya karar verir. Belki böyle daha kolay olacaktır. Bir gün Ceren’in ailesine haber verilir, annesi ve amcası Ceren’in ailesini ziyarete giderek kızlarına talip olduklarını söylerler. Doğal olarak, Ceren’in babası hemen bir karar veremeyeceklerini kendilerine biraz zaman verilmesini ister. Bu zaman diliminde, Yusuf ve ailesini araştırarak bilgi edinecektir. Yusuf ve ailesi hakkında edinilen bilgiler olumludur. Yusuf’un ailesine haber verilir, Ceren ve Yusuf’un görüşebileceği söylenir. Yusuf sevinçten havalara uçmakta, kalbi heyecandan çok hızlı atmaktadır. Ama, öyle dışarıda bir pastanede görüşme olmayacaktır bu. Küçük bir şehirdir burası, ya gören filan olursa… Beklenen gün gelir, Ceren ve Yusuf kız tarafının evinde ilk görüşme için bir araya gelirler. Ceren biraz tedirgindir. Kimdir bu çocuk ? Önceleri ürkek geçen bir konuşmadan sonra, ikisi de birbirlerini tanımaya çalışır. Zaman su gibi akıp geçmiştir ve gitme zamanı gelmiştir Yusuf için. Yusuf gider ve babası Ceren’i karşısına alıp sorar. Ne düşünüyorsun ? Ceren her zamanki utangaç tavrıyla başını öne eğerek siz bilirsiniz babacım der. Aslında Ceren babasına hiçbir şey söylemeyerek çok şey anlatmaya çalışmıştır.

SEN VE HAYATINDAKİLER

Çevrendeki her insanın hayatına iz bırakacak şekilde hafif de olsa dokunabilmek. Karşılık beklemeden, hissettirmeden ve riyasız…

Ya seni dinlemeden, menfaat uğruna yüzüne kapıyı çarpıp gidenler. Onları kendine dert etmeden, düşünmeden bir kalemde hayatından silmek. Tekrar kapını çaldıklarında hafifçe gülümseyip, çok geç artık demek…

Sana seninle olanlar, seni anlayanlar, senin değerini bilenler yeter. Ya diğerleri dersen zaten hiç yanında değillerdi ki, sadece gücün yanındaydılar…

Ecir Uğur KÜÇÜKSİLLE

GİZLİ SEVGİ

Delice sevmek,
İliklerine kadar hissetmek sevgiyi.
Yerinden çıkacakmış gibi kalbinin çarpması,
Ama, demir parmaklıklar arkasına hapsetmek düşüncelerini.

Hep acabalarla boğuşmak,
İçin için yemek kendini.
Ve bir gün başkasıyla görmek,
Derin sulara gömmek bütün hayallerini.

Ecir Uğur KÜÇÜKSİLLE

SUSTUM

Hep sus, aman konuşma dediler,
Ne olursa olsun alttan al dediler.
Makama, ünvana tamah ettirdiler,
İçimdeki toprağı dağa dönüştürdüler.

O dağ ki her geçen gün eritti beni,
Hayatta sağdan sola savurdu beni.
Gerçekleri geç de olsa gördüm ama,
Ömrümü yedi, hayata küstürdü beni.

Ecir Uğur KÜÇÜKSİLLE

TEK GERÇEK

Her gün dışarı çıkmak için çıktığın kapıdan,
O gün bir tren kalkacak.
Ve bu trenin geri dönüşü olmayacak.
Sessizce bakacaksın sevdiklerinin arkasından,
Bunun bir son olduğunu bilir gibi.
Kimi iyiydi diyecek, kimi kötüydü.
Kimi erkendi diyecek, kimi iyi ki göçtü !
Kimi eli boldu diyecek, kimi ne götürdü ?
Anlayacaksın boşa heba etmişsin bir ömrü,
İşte tek gerçek bu!
Ecir Uğur KÜÇÜKSİLLE

BİLMEM 06.03.1997

Bilmem! Düşünür müsün o güzel günleri ?
Sahilde el ele verip yürüdüğümüz geceleri,
Mehtabı seyrederken erittiğimiz saatleri,
Ben o günleri düşünüp de ağlar oldum sevdiğim.

Ayrıldığımız gün hayatımda bir kabus sanki,
O gün bugündür gönül kapım kilitli.
Ne olur dön, aç, gir de içeri,
Gördüklerim rüya olsun, bu kabustan uyandır beni.

Ecir Uğur KÜÇÜKSİLLE