Tanıdığını sanıyorsun çevrendekileri, Hatta, canımdan öte dediklerini. An olup, kırınca onlardan biri seni! Anlıyorsun, ayan beyan gerçeği.
Konduramıyorsun kendine kandırılmayı, Gözünün önündekinden bihaber olmayı, Aylarca, yıllarca kullanılmayı, Aptal yerine koyulmayı.
Dalıp gidiyorsun geçmişe, Hak veriyorsun uyarıp söyleyenlere. Ama iş işten geçmiş oluyor, Söyleyemiyorsun kimselere, Yaşıyorsun ihaneti, içini kemire kemire!
İncir çekirdeğini doldurmanın peşinde insanlar, Her an tetikte, tepki vermek için! Biri bir şey söylese, Biri bir şey yapsa… Zevk alıyorlar karmaşadan! Oysa hayat işte, Hepi topu incir çekirdeğince! Değer mi onu da doldurmaya çileyle? Değmez, değmez ama, Gel de anlat bunu, Tüm yaşamında bundan beslenenlere…
Heyecanla beklenen mektuplar, Hatırlandığını hissettiren mektup kartları, Hasretlerin giderildiği telefon konuşmaları, Buram buram geçmiş kokan, Özel anları ölümsüzleştiren, Albümlerde saklanan fotoğraflar. Hepsi bitti… İnsanı insan yapan her şey yok oldu. Duygusuz, menfaat için bütün değerleri yok sayan, Adeta bir robot gibi, selamsız sabahsız yaşayan, Mekanik bir toplum oluştu. Birkaç cılız ses duyulsa da, Çoğunluk memnun halinden, Sözde bütün yakınmalar… Elveda insanlık, elveda yaşanası dünya, Elveda, elveda, elveda…