Alıp eline kılıcı sağa sola savuranlar, Ne haktan ne de hukuktan anlamayanlar, Bulunduğu yerin ağırlığını kaldıramayanlar, Gün gelip yaptıklarınızla yüzleşeceksiniz elbet.
Güce güvenip koşulsuz biat isteyenler, En ufak çıkan sese esip gürleyenler, Hiç düşmeyecekmiş gibi kırıp dökenler, Gün gelip yaptıklarınızla yüzleşeceksiniz elbet.
Dünya malına tamah edip şımaranlar, Hep ben diye diye üstten bakanlar, Bir selam ile gönüllere dokunmayanlar, Gün gelip yaptıklarınızla yüzleşeceksiniz elbet.
Elbet var dara düşeni de bir dinleyen, Elbet var zamanını bekleyen, Elbet var sabrı selamete erdiren, Gün gelip ağlayanlar gülecek elbet.
Eskiden zaman çabuk geçiyor denirdi, Şimdi su gibi akıp gidiyor adeta! Yıl, hafta, gün, saat hepsi anlamını yitirdi, Anı yaşıyoruz sadece, atıyoruz öncesini tozlu raflara!
Zaman koşuyor, biz yetişmeye çalışıyoruz, Hep nefes nefese, hep yetişememe korkusu! Bir saniye önce ne oldu hemen unutuyoruz, Oysa her yaşanan etki ediyor ruha ömür boyu!
Ömrümün sonbaharındayım, Kışa çeyrek mi var desem bilemedim! Böyle söyleyince, Yok canım sen de diyor çevremdekiler. Bakıyorum söyleyenlere, Hepsi sonbahara girmek üzereler! Hazan yaprakları misali, Dökülüyor yapraklar yaşam ağacımdan birer birer. Kimi hazan renginde, Kimi hazanla yeşil arasında, Kimiyse daha yemyeşiller! Ne kadar dayanır bilmem gövdem bu sonbahara? Çırılpçıplak kalacağım, Böyle giderse daha kışın başında! Sonra mı? Sonrası malum, ben de karışığ gideceğim toprağa!