Bir masa var ortada,
Herkes ona meraklı.
Bu öyle bir masa ki,
Önü ile arkası çok farklı.
Önüne geçen eğilir,
Arkasına geçen sevinir,
Kişilikler değişir,
Uğruna kavga edilir.
Ecir Uğur KÜÇÜKSİLLE
Bir masa var ortada,
Herkes ona meraklı.
Bu öyle bir masa ki,
Önü ile arkası çok farklı.
Önüne geçen eğilir,
Arkasına geçen sevinir,
Kişilikler değişir,
Uğruna kavga edilir.
Ecir Uğur KÜÇÜKSİLLE
Bu söz ne kadar da uygun bugünlerde. Aslında, her türk vatandaşının bu sözü hatırlayıp, bir kez daha düşünmesi gerekiyor.
Söz konusu olanın vatan olduğunun idrakine vararak, kısır siyasi çekişmelerden vazgeçip, tek yumruk ve tek yürek olması gerekiyor. Koltuk kaygısıyla hareket edenlerin peşinden koşmayı bırakıp, gözlerini açması gerekiyor. Kimin dost kimin düşman olduğunu anlaması gerekiyor.
Ve en önemlisi bu dünyada bize bizden başka kimsenin dost olmayacağını, sadece dost gibi görünüp, içten içe yok etmeye çalışacağını anlaması gerekiyor.
Peki bütün bunları yapabilir miyiz? Yaparız yapmasına ama, şöyle bir etrafıma bakınca; Çoğu kimsenin bana dokunmayan yılan bin yaşasın modunda olduğunu, olan bitenin farkında olmadığını, olsa bile kafa yormadığını ve günü yaşadığını görmekteyim.
İnşallah ben yanılıyorumdur!
Ecir Uğur KÜÇÜKSİLLE
Binlerce isimsiz hikaye yaşanır,
Issız hastane köşelerinde.
Ne ümitler yeşerir, ne hayaller yıkılır,
Issız hastane köşelerinde.
Hani vardır ya, hep şikayet edenler,
Bulunduğu duruma şükretmeyenler.
Bir gün geçirse kendine gelir, titrer,
Issız hastane köşelerinde.
Bir odada yeni bebek ağlamasıyla,
Şenlenir yürekler.
Bir odada ölümün soğuk nefesiyle,
Kederlenir yürekler.
Bitmez hiç ibretlik kareler,
Issız hastane köşelerinde.
Ecir Uğur KÜÇÜKSİLLE
Gözlerim gözlerinden utanır,
Bakamam o yeşil gözlerine.
Sözlerim yüreğinden utanır,
Söyleyemem atarım hep sineye.
Sanırsın duyguları alınmış,
Taş kalpli biri beni.
Sineme girsende bir dinlesen,
Seni gördüğümde kalbimin sesini.
Ecir Uğur KÜÇÜKSİLLE
Geçer demiştim, unuturum demiştim,
Yıllar geçti unutamadım, gönlümdesin.
Biter demiştim, söner demiştim,
Ama, o kor ateşinle hala kalbimdesin.
Neydi bu kadar etkileye beni?
Yüreğime işleyen derin sevgi.
Çözemedim bir tanem,
Çözemedim, bırakıp gittin gideli.
Şimdi uzaklarda, başka gönüllerdesin belki,
Gününü gün ediyor, aklından geçirmiyorsun bile beni.
Gün gelir de hatırlarsan bu derbederi,
Unutma! Bıraktığın yerde bekliyor seni.
Ecir Uğur KÜÇÜKSİLLE
Çok çabuk unutuyoruz,
Millet olarak yaşadıklarımızı.
Ders almıyoruz olanlardan.
İlginçtir, seviyoruz mağdur edebiyatını,
Hemen savunmaya geçiyoruz,
Sorup soruşturmadan.
Doğruya yalan demek,
Yalana doğru demek,
Artık sıradan oldu.
Şaşırdık neye inanacağımızı.
Sayısız kümelere bölündük,
Oncu, buncu, şuncu diye.
Farkında olmadan kızdık,
Düşman olduk birbirimize içten içe.
Para kıstas oldu ilişkilerde,
Öyle ya, davul bile dengi dengine!
İyilik yapana şaşıldı,
Aranır oldu hep menfaat bunun neresinde?
Çıkmaktı hedefimiz,
Muhasır medeniyetler seviyesine.
Ama bu da hep sözde kaldı.
Varolanı kullanmaktan öteye gidemiyoruz,
Sayıyoruz olduğumuz yerde.
Eğitim desek o da perli perişan,
Sürünüyor yerlerde.
Öğrenciyi öğrencilikten çıkardık,
Öğretmenliğin saygınlığı kalmadı,
Öğrenci merkezli eğitim yapıyoruz diye!
Yazık ettik,
Hala da yazık ediyoruz.
Hiç de aklımız başımıza gelmiyor.
Unutmayalım,
Yok bu dünyada,
Vatanımızdan daha güzel bir ülke.
Ecir Uğur KÜÇÜKSİLLE
Yaftalamak kolay bir insanı,
Gerçeği bilmeden insafsızca.
Arkasından konuşmak,
Umarsamadan sağda, solda.
Sorulmaz hiçbir zaman,
Gerçek mi, yalan mı diye?
Sorulsa da usuleten,
Çekilmiştir ipin bir kere.
Anlatamazsın derdini,
Ne kadar debelensen de.
Hep duyarsın aynı sözleri,
Kalırsın, sessiz biçare.
Yafta derler,
Çamur at izi kalsın derler,
Seni anlamaz,
Söylerler, söylerler, söylerler.
Ecir Uğur KÜÇÜKSİLLE
Gün geceye dönmesin diyorum,
Şehit haberlerini duymayayım diye.
Benim içimi bir yakan ateş,
Ailelerin yüreğini bin yakmasın diye.
Davulla, halayla gönderilen yiğitlerin,
Şehadet haberleri geliyor da bir bir.
Bu durumda bile derdi benim milletimin,
Doğru, benim siyasi düşüncemdir.
Kim,nasıl ödeyecek bu şehitlerin haklarını?
Kim koruyup kollayacak geride kalanlarını?
İsim verip beni güldürmeyin,
Hepsi bağırıp çağırıp, yerinde oturan koltuk sevdalıları.
Ecir Uğur KÜÇÜKSİLLE
Bu yazıyı yazıp yazmamak konusunda çok düşündüm. Yanlış anlaşılmalara sebep olur mu dedim? Ama bugün Serhan Aksoy’un paylaşımından sonra dayanamadım ve içimden geçenleri paylaşayım istedim.
Dün LYS yerleşitrme sonuçları açıklandı ve birçok gencimiz üniversitelere yerleşti. Hepsinde ve aillerinde büyük bir sevinç hakimdir herhalde. Bundan sonra yazacaklarım sadece kendi fikirlerim. Bugünkü durumu ve daha iyiye gitmesi için gerekenleri kendi görüşlerim doğrultusunda anlatmaya çalışacağım.
Geçmişten başlayarak günümüze gelmenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Ben 1993 senesinde başladım üniversite sınav serüvenine başladım. O zamanlarda hem üniversite sayısı hem de buna bağlı olarak kontenjanlar bugünkü gibi çok değildi. Sınav ÖSS ve ÖYS olmak üzere 2 basamaklı idi. Tercihler ÖYS sınavına girmeden yapılır ve sınav sırasında teslim edilirdi. Yani sınav sonucunu görmeden kendinizce tercihlerde bulunurdunuz. Şartlar bu zamana göre daha zor ve üniversite okumak gerçekten değerliydi.
Son 10-15 yıl içerisinde ülkemizde çok sayıda üniversite açıldı. Bu üniversitelerde bölümler, bu bölümlerdeki kontenjanlar hiçbir planlama olmaksızın devamlı artırıldı. Bu artırma yapılırken yeterli hoca olup olmadığı, fiziki imkanlarının yeterli olup olmadığı, verilecek eğittim kalitesinin nasıl olacağı, bu bölümlerdeki mezunların iş alanlarının olup olmadığı vb. gibi birçok kriter pek de dikkate alınmadı. Amaç daha çok kişiyi üniversite mezunu yapmaktı. Peki gerçekten bu kadar çok üniversite mezununa ülkenin ihtiyacı var mıydı? Varsa, acaba gerçekten bir planlama yapılarak ihtiyaç olan bölümler mi açıldı? Bu üniversiteler açılırken mezunların iş olanakları düşünüldü mü? Bu soruların hepsi cevapsız. Ya da ben şimdiye kadar bir cevap göremedim.
Daha önce bir yazımda da belitmiştim. Bu ülkede her çeşit işte çalışacak insana ihtiyacımız var. Bunu da “Ağaç yaşken eğilir” atasözünden yola çıkarak, genç yaşta çocuklarımızın ilgi alanlarını belirleyerek, onaları bu ilgi alanlarına yönlendirerek ve bu konuda meslek sahibi yaparak başarabiliriz. İnsanları 22 yaşına geldikten sonra bir meslek sahibi yapmak neredeyse imkansız. Şu andaki sistemde de bunun sonuçlarını görüyoruz. Binlerce diplomalı işsizie sahibiz.
Bir başka sorunumuz gençlerimizi üniversitelerde istedikleri alanlara yerleştiremiyoruz. Geçen sene 1. sınıfataki öğrencilerimize “Kaç kişi bu bölüme isteyerek geldi ?” sorusunu yöneltmiştim. Bu soruya gelen cevap gerçekten dikkat edilecek kadar ilginçti. 80 kişilik sınıfta 3 ya da 4 kişi “Bilgisayar Mühendisliği” bölümüne isteyrek geldim cevabı vermişti. Bu da düşünülmesi gereken bir nokta. Peki bu öğrenciler nasıl bu bölüme gelmişti? Ya ailelerin baskısı ile ya da hiçbir yer olmazsa bari Bilgisayar Mühendisliği olsun düşüncesi bu durumun oluşmasında etkiliydi. Bunu bugün bölümdeki bir öğrencimizden duyduğum bir cümle de doğrular nitelikteydi. Öğrencilerimizden birinin neden bu bölümü seçtin sorusuna verdiği yanıt aynen şu olmuş.”Ben aslında Tarih istiyordum. Ama annem sen Bilgisayar Mühendisliği seç daha çok iş bulma imkanı bulursun dedi”. Bu durumdaki bir öğrenciden nasıl verim alırsınız?
Burada şu durum da dikkati çekmeli. Kontenjanlar çok fazla. Benim bölümüm 72 Normal 72 II. öğretim öğrencisi alıyor. Bu sayılara yatay geçiş, dikey geçiş ve yabancı uyruklu öğrenci sayıları dahil değil. Bu kadar öğrencinin olduğu bir sınıfta öğrencilere ne kadar iyi bir uygulamalı eğitim verilebilir, bunu sizlerin takdirine bırakıyorum. Bu konuda acil olarak YÖK’ün önlem alması gerekiyor.
Bu kadar çok mezunun olduğu bir durumda bence artık öğrenciler üniversiteden mezun olduğunda ünvan almamalılar. Özerk yeterlilik kurumları açılmalı. Öğrenciler mezun olduklarında bu kurumlarda sınava alınmalılar ve eğer bu sınavlarda başarılı olurlarsa ilgili ünvan kendilerine verilmeli. Aksi durumda, şu anki durum sürdürülebilir görünmüyor maalesef.
Son olarak şunu da söylemeden geçmenin hata olacağını düşünüyorum. Şu andaki bakış açısıyla gidildiğinde birçok üniversitenin önümüzdeki 4-5 yıl içerisinde kontenjanlarını dolduramayacağını düşünüyorum. Çünkü, artık öğrenciler seçici olacak ve üniversitelerin imkanlarını ve eğitim kalitesini sorgulamaya başlayacak. Bu durumda üniversiteler artık piyasaya yönelmeli, şirketler ile beraber projeler geliştirmeli, şirketlerin onlara gelmesini beklemeden onlar şirketlere gitmeli, şirketleri bünyesindeki teknokentlere çekmek için onlara fırsatlar sunmalıdır.
Ecir Uğur Küçüksille
Yazılsa okunmuyor,
Okunsa anlaşılmıyor,
Anlaşılsa uygulanmıyor.
Ama bir durum var,
Yıllardır hiç değişmiyor.
Hep şikayet ediliyor!
Ecir Uğur KÜÇÜKSİLLE